Roketsan Motor Fabrikasından Balistik Füze Üreticisine Nasıl Dönüştü

Roketsan Motor Fabrikasından Balistik Füze Üreticisine Nasıl Dönüştü

Roketsan’ın hikâyesi, bugün ekranlarda görülen hipersonik füze görüntülerinden çok daha mütevazı bir yerden başlıyor. Şirket 14 Haziran 1988’de Savunma Sanayii İcra Komitesi kararıyla kuruldu. Gerekçe basitti: Türkiye’nin kompozit katı yakıt ve roket motoru teknolojisine ihtiyacı vardı, ama bu bilgi ülkede yoktu. Yani kurulan şey bir füze fabrikasından çok, füzenin kalbini üretecek bir sanayi tabanıydı.

Aradan geçen otuz sekiz yılda bu taban; topçu roketlerinden gemisavar füzesine, hava savunmadan kısa menzilli balistik füzeye uzanan bir ürün yelpazesine dönüştü. Aşağıda şirketin bu yolu nasıl yürüdüğünü, bugün hangi ürünlerle anıldığını ve hangi soruların hâlâ açık olduğunu sırayla ele alıyoruz.

Bilgi Ayrıntı
Kuruluş 14 Haziran 1988, Savunma Sanayii İcra Komitesi kararıyla
Ortaklık yapısı (aktarılan) Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı yaklaşık yüzde 55, ASELSAN ve MKE yüzde 15’er, VakıfBank yüzde 10, HAVELSAN yüzde 4,5
Ana alanlar Hava savunma, güdümlü mühimmat, gemisavar ve seyir füzeleri, tanksavar füzeleri, topçu roketleri, balistik füzeler, torpidolar, uzay fırlatma sistemleri
Öne çıkan ürünler TAYFUN, HİSAR, SİPER (ASELSAN ile), ATMACA, KARA ATMACA, ÇAKIR, GEZGİN, CİRİT, UMTAS, OMTAS
Yeni tesisler (aktarılan) Lalahan füze entegrasyon tesisi ve Kırıkkale yakıt ve harp başlığı üretim tesisi, Nisan 2026
Web sitesi roketsan.com.tr

Roketsan neden kuruldu ve ilk işi neydi?

1980’lerin sonunda Türkiye, Stinger omuzdan atılan hava savunma füzesinin Avrupa ortak üretim programına katılıyordu. Programda Türkiye’ye düşen işler arasında fırlatma ve uçuş motorları vardı. Roketsan’ın ilk işlerinden biri bu motorların üretimi oldu. Kurulduğu yıl ekip küçüktü; asıl kazanım, katı yakıtlı roket motoru üretiminin Türkiye’de öğrenilmeye başlamasıydı.

Bunu yerli tasarım topçu roketleri izledi. TR-107 ve TR-122 çok namlulu roketatar roketleri Kara Kuvvetleri envanterine girdi, ardından Kasırga ve Yıldırım sistemleri geldi. Bu dönemde şirket henüz “füze üreticisi” olarak anılmıyordu. Ama güdümsüz roketten güdümlü mühimmata geçişin altyapısı, yani yakıt, motor gövdesi ve harp başlığı bilgisi bu yıllarda birikti.

Dönüm noktalarından biri CİRİT oldu. 70 mm lazer güdümlü bu mühimmat, sözleşmesi 2011’de imzalandıktan ve üretim hattı nitelendirildikten sonra Mayıs 2012’de Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine girdi. Roketsan’ın özgün tasarımla envantere sokulan ilk füze sistemi olarak anılıyor. Helikopterlere çok daha pahalı füzelerin dışında bir seçenek sundu.

Şirketin sahibi kim, kimlerle iş yapıyor?

Roketsan bir vakıf şirketi. Aktarılan hisse dağılımına göre çoğunluk Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’nda; ASELSAN, MKE, VakıfBank ve HAVELSAN da ortaklar arasında. Şirketin kendi sitesi de kendisini vakfın iştiraki olarak tanımlıyor. Bu yapının pratik sonucu şu: ana müşteri Savunma Sanayii Başkanlığı, ortakların çoğu da devlet bağlantılı kuruluşlar. Başkanlığın rolünü merak edenler için SSB’nin görev tanımını ele aldığımız yazı iyi bir başlangıç.

Hissedarlardan biri olan ASELSAN, Roketsan ürünlerinin çoğunda aynı zamanda iş ortağı. HİSAR gibi hava savunma sistemlerinde Roketsan füzeyi, yani gövdeyi, motoru ve harp başlığını üretirken ASELSAN radar, ateş kontrol ve bataryayı sağlıyor. ATMACA’da arayıcı başlık ASELSAN’dan geliyor. İki şirketin birbirini tamamlayan rolünü ASELSAN’ın kuruluş hikâyesi üzerinden okumak, iş bölümünü anlamayı kolaylaştırıyor.

Bugün hangi ürün aileleriyle anılıyor?

Şirketin kendi sitesi ürünleri hava savunma, güdümlü mühimmat, deniz sistemleri, kara sistemleri ve uzay gibi başlıklar altında topluyor. Bunların içinde en çok ayrıntı barındıranlar şunlar.

Gemisavar ve seyir füzeleri

ATMACA, Roketsan’ın yayımladığı bilgilere göre 250 km menzilli ve 220 kg yüksek patlayıcı parçacıklı harp başlığına sahip, alçaktan seyreden bir gemisavar füzesi. Seri üretim sözleşmesi 29 Ekim 2018’de imzalandı. Arayıcı başlığı ASELSAN, KTJ-3200 turbojet motoru ise Kale Arge sağlıyor. Donanmanın ilgili platformlarına entegrasyonun 2027 Nisan’ına kadar tamamlanması planlanıyor. Ürünün küresel pazardaki yerini ATMACA’yı rakipleriyle karşılaştıran yazımızda ayrıntılı ele aldık.

İhracat tarafında Endonezya için 45 füzelik bir anlaşma aktarıldı ve Haziran 2025’te ortak üretim girişimi imzalandı. Malezya ile 24 füze için 79,5 milyon avroluk sözleşme ise 22 Nisan 2026’da imzalanmış olarak aktarılıyor. ATMACA’nın karadan atılan türevi KARA ATMACA ile daha uzun menzilli GEZGİN seyir füzesi de aynı ailenin devamı niteliğinde. ÇAKIR ise karadan atılan, daha kısa menzilli bir seyir füzesi olarak bu ailenin altında duruyor.

Hava savunma

HİSAR ailesi, Türkiye’nin alçak ve orta irtifa hava savunmasının omurgasını oluşturuyor. Projeler 2007’de başladı, geliştirme sözleşmeleri 2011’de imzalandı, HİSAR-A’nın ilk balistik testi 2013’te yapıldı. HİSAR-A+ 2021’de, HİSAR-O+ ise 2022 başında envantere girmeye başladı. Aralık 2023’te imzalanan seri üretim sözleşmesinin (aktarılan değeri 1,5 milyar doların üzerinde) teslimatları 2025 ile 2029 arasına yayılıyor. Yaklaşık menziller şöyle: HİSAR-A+ için 15 km ve üzeri, HİSAR-O+ için 25 km ve üzeri; radyo frekans arayıcılı sürüm için Ağustos 2024 testinde 40 km’nin ötesine ulaşıldığı aktarıldı.

Daha üst katmanda SİPER var. ASELSAN ile ortak yürütülen sistemde Roketsan’ın payı füze üretimi. S-400 ile menzil kıyası sık yapılan bir tartışma; bunu SİPER ve S-400 karşılaştırmasında ele aldık. Bu sistemlerin Çelik Kubbe çatısı altında nasıl yerleştirildiğini ise Çelik Kubbe yazımız gösteriyor.

ASELSAN ve Roketsan’ın birlikte imzaladığı 1,23 milyar avroluk hava savunma sözleşmesi, bu ortaklığın ölçeğini gösteren örneklerden biri. Kısa menzil tarafında SUNGUR füzesi, BURÇ gibi mobil platformlardan yapılan atış denemeleriyle gündemde.

Tanksavar ve güdümlü mühimmat

UMTAS ve OMTAS, Roketsan’ın tanksavar portföyünün iki ana ismi; ikisi farklı menzil ve platform ihtiyaçlarına cevap veriyor. Bunların yanında L-UMTAS, TEMREN, KARAOK ve LEVENT gibi yeni sistemlerin son dönemdeki testleri, şirketin güdümlü mühimmat işini hava hedeflerine ve havadan havaya kullanıma doğru genişlettiğini gösteriyor.

TAYFUN, Roketsan’ı balistik füze işine nasıl soktu?

TAYFUN, Türkiye’nin ilk kısa menzilli balistik füzesi olarak anılıyor. Füze 20 Ekim 2022’deki bir test atışıyla kamuoyunun gündemine girdi: aktarılana göre 456 saniyede 561 km mesafedeki hedefi vurdu. Bu menzil, Türkiye’nin o güne dek elindeki en uzun menzilli füzenin menzilini kabaca ikiye katlıyordu.

Sonraki aşamada 2023’te yeni bir test yapıldığı ve seri üretime geçildiği aktarıldı. 3 Şubat 2025’te Rize’de denizdeki bir hedefe yapılan atışta yaklaşık beş metre hassasiyet bildirildi. Bu rakamlar şirket açıklamalarından çok haber aktarımlarına dayanıyor; Roketsan menzil konusunda genellikle temkinli konuşuyor.

Aile bloklara ayrılıyor. Blok-1 için aktarılan değerler yaklaşık 800 km menzil, 2.300 kg kütle ve 6,5 m boy. Blok-2’nin ise Kara Kuvvetleri’ne teslimatlarının sürdüğü aktarılıyor. Aradaki farklar için TAYFUN blok varyantları yazımıza bakabilirsiniz.

Blok-4 neden ayrı bir tartışma konusu?

Roketsan, TAYFUN Blok-4’ü IDEF 2025’te ilk kez kamuoyuna gösterdi. Füze 7 tonu aşkın ağırlığı ve yaklaşık 10 metre boyuyla ailenin en büyüğü; ilk blokla kıyaslandığında boy neredeyse iki, ağırlık yaklaşık dört kat artmış durumda. Şirket, patlayıcı parçacık etkili harp başlığının hava savunma sistemleri, komuta kontrol merkezleri ve hangarlar gibi kritik altyapıya karşı uzak mesafeden yüksek hassasiyetle kullanılacağını söylüyor.

Menzil rakamı resmî olarak yayımlanmış değil. Türk basınında dolaşan açık kaynak tahminleri 1.000 km’nin üzerini işaret ediyor, ama bunlar şirketçe doğrulanmadı. Genel Müdür Murat İkinci Eylül’deki bir açıklamasında füzenin “çok yakında” envantere gireceğini söyledi; kesin bir tarih verilmedi. “Hipersonik” niteleme de dikkatle okunmalı: bu sözcük hızın ses hızının beş katının üzerine çıkabildiğini anlatıyor, füzenin izlediği uçuş profilini değil.

Üretim kapasitesi ve ihracat nereye gidiyor?

Savunma sektörü yayını Defense News’in 2025 sıralamasında Roketsan, aktarılan 2,37 milyar dolarlık savunma gelirle ilk 100 listesinde 64. sırada yer aldı ve bir önceki yıla göre yedi basamak yükseldi. İhracatın yaklaşık 570 milyon dolar, yani gelirin yaklaşık dörtte biri olduğu, şirketin yaklaşık 50 ülkeye satış yaptığı aktarılıyor. Bu rakamların Türk savunma ihracatı içindeki yerini ihracatın ülkelere göre dağılımını anlattığımız yazıda bulabilirsiniz.

Kapasite tarafında en somut gelişme, Nisan 2026’da açıldığı aktarılan Lalahan füze entegrasyon tesisi ile Kırıkkale yakıt ve harp başlığı üretim tesisi. Yetkililerin ifadesine göre bu yatırımlarla füze üretim kapasitesi beş kat artacak. Üç milyar dolarlık yatırım programının yaklaşık bir milyarının tamamlandığı da aktarılıyor. Genel Müdür İkinci, şirkette yaklaşık 3.200 mühendis çalıştığını ve yeni bir Ar-Ge tesisiyle bu sayının yaklaşık bin kişi artırılmasının planlandığını söylemiş; toplam çalışan sayısı ise düzenli yayımlanmıyor.

Suudi Arabistan ve Endonezya ile ortak üretim görüşmeleri yapıldığı da basında yer alıyor. Endonezya tarafında ATMACA için bir ortak girişim somutlaştı; Suudi Arabistan için ise ayrıntılı bir sözleşme kamuoyuna yansımış değil.

Yakıt ve harp başlığı üretimi neden bu kadar önemli?

Füze ihracatında asıl darboğaz çoğu zaman elektronik değil, enerjik malzeme ve motor oluyor. Roketsan’ın 1988’deki kuruluş gerekçesi tam olarak buydu ve bugün de aynı mantık sürüyor. Aktarılan bilgilere göre şirket 2020 Ağustos’unda HMX ve RDX gibi patlayıcı ve itici madde bileşenleri için üretim tesisleri kurdu. Nisan 2026’da açıldığı aktarılan Kırıkkale tesisi de yakıt ve harp başlığı tarafını büyütüyor.

Bunun pratik anlamı şu: Roketsan bir füzenin motor, gövde ve harp başlığı gibi ana bileşenlerini kendi bünyesinde üretebiliyorsa, siparişi büyütmek ve ihracat kısıtlarıyla karşılaşmamak daha kolay hale geliyor. Dışa bağımlı bir parça, lisans veya yeniden ihracat izni gerektiren bir bileşen, teslimat takvimini bir başka ülkenin kararına bağlayabiliyor. ATMACA’nın yerli turbojetle sunulması bu mantığın ürün düzeyindeki yansıması.

HİSAR ailesinde sistem nasıl bir araya geliyor?

HİSAR-A+ paletli bir FNSS ACV-30 şasisi üzerinde, kızılötesi arayıcılı füzelerle kullanılıyor; yaklaşık 8 km irtifaya kadar hedef karşılayabildiği aktarılıyor. HİSAR-O+ ise Mercedes-Benz Zetros 6×6 kamyon üzerine kurulu ve ASELSAN’ın Kalkan fazlı dizi radarıyla çalışıyor; kapsama irtifası yaklaşık 15 km olarak aktarılıyor. Her iki sistemde dikey fırlatma kullanılıyor, yani fırlatıcının tehdide doğru döndürülmesine gerek kalmadan 360 derece kapsama sağlanabiliyor.

Radyo frekans arayıcılı HİSAR-RF ve donanma için geliştirilen HİSAR-D gibi türevler de var; HİSAR-D’nin TCG İstanbul üzerinde denendiği aktarılıyor. Ağustos 2025’te üç komple HİSAR-O sisteminin, toplam 21 araçla teslim edildiği de bildirildi. Pakistan’ın bir kullanıcı olarak listelendiği, Bangladeş ve Endonezya’nın ise ilgi gösterdiği aktarılıyor; bu kullanıcı bilgilerinin resmî teyidi bulunmuyor.

Roketsan’ın uzay ve test altyapısı ne anlama geliyor?

Şirketin kendi sitesi, ürün ailesi içinde mikro uydu fırlatma kabiliyetini de sayıyor. Aktarılan bilgilere göre Roketsan Türkiye’nin uzay fırlatma sistemi çalışmalarında da sözleşme imzalamış durumda. Bunun mantığı basit: katı yakıtlı bir füzeyle uydu fırlatıcı roket arasındaki ortak payda, motor ve yakıt bilgisi.

Şirket ayrıca çevre, balistik, uçuş ve kalibrasyon testleri gibi test hizmetleri de sunuyor. Test altyapısına sahip olmak, yeni füzelerin nitelendirme sürecini kısaltabiliyor. Son dönemde duyurulan KARAOK’un havadaki bir hedefe ilk isabeti, LEVENT’in yüksek hızlı insansız hava aracını vurması ve L-UMTAS ile TEMREN’in helikopterden havadan havaya denenmesi gibi haberlerin sıklığı, bu test temposuna işaret ediyor.

İnsansız sistemlerle füzeler nasıl buluşuyor?

Roketsan füzelerinin bir bölümü, ASELSAN, Baykar ve TUSAŞ platformlarıyla birlikte düşünülüyor. Örneğin AKINCI’nin Roketsan’ın İHA-300 füzesiyle 250 km uzaktaki bir hedefi vurduğu aktarılan test, platform üreticisiyle füze üreticisinin ürün geliştirmeyi nasıl birbirine bağladığını gösteriyor. Bu, şirketin yalnızca bir yüklenici değil, başka platformların yük kapasitesini belirleyen bir tedarikçi olduğu anlamına geliyor.

Aynı mantık deniz tarafında da geçerli. ATMACA’nın aralarında fırkateynlerin de bulunduğu çok sayıda platforma entegre edilmesi planlanıyor; bu entegrasyonlar sırasında füze üreticisiyle gemi yapımcısı arasındaki arayüz çalışması, ürünün takvimini belirleyen unsurlardan biri haline geliyor. Roketsan’ın önümüzdeki yıllardaki görünürlüğü, bu tür entegrasyonların ne kadar hızlı tamamlandığına da bağlı olacak.

Roketsan’ın önündeki açık sorular neler?

Birincisi zamanlama. Blok-4 ve GEZGİN’in envantere giriş tarihleri kesinleşmedi. Genel Müdür’ün açıklaması GEZGİN için seri üretim hazırlığının tamamlandığını, test ve nitelendirme çalışmalarının ise sürdüğünü söylüyor. Bu, üretime hazır olmakla sözleşme imzalamış olmak arasındaki farkı hatırlatıyor.

İkincisi tedarik zinciri. ATMACA’nın yerli motoruyla ve ihracatta ITAR kısıtlarından uzak biçimde pazarlanması, şirketin bu konudaki hassasiyetini gösteriyor. Ama Roketsan’ın bütün ürünlerinde aynı bağımsızlık düzeyine ulaşıp ulaşmadığını dışarıdan doğrulamak zor.

Üçüncüsü muharebe kanıtı. ATMACA için belgelenmiş bir harp kullanımı bulunmuyor; elde 2021’deki hedef gemi batırma tatbikatı ve çeşitli platformlardan yapılan atışlar var. İhracat müşterileri açısından bu, performansın büyük ölçüde şirket beyanlarına ve test sonuçlarına dayandığı anlamına geliyor.

Bütün bunlar, 1988’de bir motor üretimi işiyle kurulan şirketin bugün neden yalnızca “füze üreticisi” olarak değil, Türkiye’nin stratejik caydırıcılık tartışmasının bir parçası olarak anıldığını açıklıyor. Şirketin genel çerçevesi için ROKETSAN şirket profiline bakabilirsiniz.

Defense Türkiye Newsroom Tüm Yazılar

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar