Körfez Başkentleri Türk Silahı Almakla Yetinmiyor, Üretimi Kendi Topraklarına İstiyor
Körfez’in Türk savunma sanayiiyle ilişkisi bir süredir klasik müşteri-satıcı çizgisinin dışına taşıyor. Katar, Kuwait, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri aynı rafa bakmıyor. Fakat dört başkentte de ortak bir eğilim var: Ürünü almak yetmiyor, üretimin, ortak şirketin ve teknoloji aktarımının bir kısmı da masaya konuyor.
Bu yazı, kamuya açık kaynaklarda doğrulanabilen anlaşmaları ve haber verilen ancak resmen teyit edilmemiş girişimleri ayrı tutarak Körfez-Türkiye savunma ilişkisinin bugünkü şeklini çiziyor.
Körfez Ülkeleri Neden Türk Sistemlerine Yöneliyor?
Gerekçelerin ilki teslim süresi ve siyasi şart meselesi. Batılı tedarikçilerde ihracat lisansı, kongre onayı ya da kullanım kısıtı gibi koşullar sık sık gündeme geliyor. Türk firmaları ise silahlı insansız hava aracı gibi kalemlerde genellikle daha hızlı teslimat ve daha az şartlı bir paket sunabiliyor. Türk sistemlerinin ABD ihracat kurallarıyla ilişkisi ise ayrı bir tartışma konusu.
İkincisi fiyat ve harp tecrübesi. İHA’lar Suriye, Libya, Karabağ ve Ukrayna’da kullanıldı; Körfez alıcıları için bu, katalogdan öte bir referans anlamına geliyor. Üçüncüsü ise yerelleştirme hedefleri. Suudi Arabistan’ın Askeri Sanayiler Genel Kurumu (GAMI) ve devlet şirketi SAMI üzerinden yürüttüğü yerlileştirme programı, tedarikçiden iş payı ve teknoloji bekliyor. SAMI’nin üst yöneticisi Walid Abukhaled, Kasım 2023’te Breaking Defense’e yaptığı açıklamada yerelleştirme oranının o tarihte yaklaşık yüzde 15 olduğunu, hedefin 2030’a kadar yüzde 50 olduğunu söylemişti.
Suudi Arabistan’ın AKINCI Anlaşması Neyi Değiştirdi?
Temmuz 2023’te Erdoğan’ın Körfez turu sırasında Baykar ile Suudi Savunma Bakanlığı arasında AKINCI tedariki için sözleşme imzalandı. Baykar yönetimi anlaşmayı Cumhuriyet tarihinin savunma ve havacılıktaki en büyük ihracat sözleşmesi olarak duyurdu. Sözleşmenin parasal değeri ve adedi resmen açıklanmadı; bu yüzden ortaya atılan rakamlara temkinli yaklaşmak gerekiyor.
Ağustos 2023’te ise Baykar ile SAMI arasında Suudi Arabistan’da AKINCI üretimini öngören ayrı bir anlaşma duyuruldu. Haberlere göre ilk uçaklar Türkiye’den gelecek, sonraki kısım Suudi tesislerinde üretilecekti. SAMI yöneticisi aynı röportajda Suudi toprağında üretimin 2026’da başlamasının planlandığını, gövde, kablo demetleri, entegrasyon ve komple montajın ülke içinde yapılacağını anlattı. ASELSAN ve ROKETSAN’ın da kendi ürünlerinin yerelleştirilmesi için Suudi Ulusal Mekanik Sistemler Şirketi (NCMS) ile çalışacağı bildirildi.
Rakamlar belirsiz kalsa da yön net. Yani Riyad’ın istediği, bir uçak filosundan fazlası. Bir üretim zinciri, yerli mühendis ve gelecekte başka platformlara uzanabilecek bir sanayi tabanı. Baykar’ın büyüme hikâyesini Baykar’ın ihracat yolculuğu yazımızda, AKINCI’nin Suudi donanma tarafındaki eğitim kolunu ise Suudi deniz personelinin AKINCI eğitimi haberimizde bulabilirsiniz.
AKINCI, Baykar’ın tanıttığı verilere göre 40 bin feet civarı irtifada çalışabilen, yaklaşık 24 saat havada kalabilen, çok fonksiyonlu radar ve çift yedekli uydu haberleşmesi taşıyan bir platform; hava-hava ve hava-yer mühimmatı kullanabiliyor. Suudi Arabistan, basına yansıyan bilgilere göre sistemi alan yedinci ülke oldu. Bu da Riyad’ı, olgunlaşmış bir ürünü seri üretime taşıyan bir alıcı konumuna yerleştiriyor, sıfırdan geliştirme masrafı üstlenen bir ortak değil.
SAMI yöneticisinin açıklaması bir başka ayrıntıyı da içeriyordu: Türkiye’nin kara sistemleri, hava savunması ve İHA’larda güçlü olduğunu söyleyerek bu üç alanı olası iş birliği başlıkları olarak işaret etti. Bu cümle bir sözleşme değil, bir niyet beyanı. Ancak Suudi yerlileştirme politikasının hangi alanlara bakacağı konusunda ipucu veriyor.
Katar Türk Savunma Sanayiine Ne Kadar Bağlandı?
Katar, Körfez’deki en derin ve en eski ilişki. Silah alımının ötesine geçen birkaç örnek öne çıkıyor:
- Nurol Makina’nın Ejder Yalçın zırhlı araçları Katar ordusunda yaygın biçimde kullanılıyor. Nurol, Katar’a 400’ün üzerinde araç teslim edildiğini duyuruyor; teslimat Barzan Holding iş birliğiyle yürütüldü.
- ASELSAN, Katar’ın Barzan Holding şirketiyle BARQ adlı ortak girişimi kurdu.
- Defense News’in 2017’de aktardığına göre, Katar silahlı kuvvetleri BMC’de yüzde 49,9 hisse edindi.
- 2018’deki DIMDEX fuarında Baykar, Nurol Makina, BMC ve Anadolu Tersanesi gibi firmaların Katar’la yaklaşık 800 milyon dolarlık anlaşmalar imzaladığı haberleri çıktı.
Katar ilişkisinin diğer Körfez örneklerinden farkı, 2017 sonrasındaki siyasi yakınlaşmanın sanayiye de yansımış olması. Bunlara Türkiye’nin Katar’daki askeri üssü ve ortak tatbikat geleneği ekleniyor. Fakat sanayi ayağı, ilişkinin siyasi dalgalanmalardan en az etkilenen kısmı gibi görünüyor.
BMC örneği ayrıca dikkat çekiyor. Defense News’in 2017’deki haberine göre BMC, bir askeri fabrikanın 25 yıl boyunca işletilmesini üstlenmişti ve şirketin yaklaşık yarısı Katar’a geçmişti. Bu hamle, savunma şirketlerine Körfez sermayesi girişinin en açık örneği olarak hâlâ anılıyor. Siyasi eleştiriler de bu paydan kaynaklandı; fakat o tartışma bu yazının konusu değil.
Nurol cephesinde tablo daha sade: Şirket, Katar’ın zırhlı araç ihtiyacının önemli bölümünü Ejder Yalçın ile karşıladığını duyuruyor. Teslimatın Barzan Holding üzerinden yürütülmesi, Katar’ın sadece alıcı değil, yerel sanayi payı isteyen bir taraf olduğunu gösteriyor. ASELSAN’ın BARQ ortaklığı da aynı mantığın elektronik ayağı sayılabilir.
Kuwait ve BAE Hangi Yolu Seçti?
Kuwait, Ocak 2023’te Baykar ile yaklaşık 370 milyon dolarlık Bayraktar TB2 sözleşmesi imzaladı. Baykar, ihalenin Amerikan, Avrupa ve Çin firmalarına karşı kazanıldığını belirtti; 2019’da başlayan sürecin sonunda Kuwait, TB2’nin 28. müşterisi oldu. Teslimat adedi şirket duyurusunda yer almıyor, basında 18 sistem rakamı dolaşıyor. Körfez’de TB2 alan ilk ülke ise Katar olarak biliniyor.
BAE daha ihtiyatlı ve çok kanallı ilerliyor. Ülkenin kendi savunma sanayii grubu EDGE var; Türk firmalarıyla ilişki çoğunlukla fuar ve mutabakat zaptı zemininde. Şubat 2025’te IDEX’te TUSAŞ ile Abu Dabi merkezli Calidus Aerospace arasında teknoloji transferi, üretim kabiliyeti ve iş birliği fırsatlarını artırmayı hedefleyen bir mutabakat zaptı imzalandı. Aynı fuarda yaklaşık 90 Türk savunma firması yer aldı. BAE’nin TB2 siparişi ve teslimatına dair haberler ise Türk kaynaklara dayanıyor ve resmen teyit edilmiş değil.
Kuwait örneği “sadece alıcı” kategorisine daha yakın. Sözleşme bir yerel üretim ya da ortak şirket içermiyor; konu doğrudan sistem tedariki. Yine de ihaleyi üç farklı bloktan gelen rakiplere karşı kazanmak, Körfez’de Türk İHA’larının referans değerini artırdı. Ülkenin ilk TB2’lerini Ali Salem Hava Üssü’nde törenle teslim aldığı da aktarıldı.
BAE’nin tercihi ise kendi sanayiini korumak yönünde. EDGE grubu pek çok alanda yerli üretimi öne çıkarıyor; Türk firmalarının bu ekosistemdeki yeri henüz alıcı-satıcı ilişkisinden çok iş birliği denemeleri düzeyinde. TUSAŞ-Calidus mutabakatı bu yaklaşımın tipik bir örneği: Bağlayıcı bir sipariş değil, kapıyı aralayan bir çerçeve.
KAAN ve Daha Büyük Platformlar Gündemde mi?
Burada işler daha belirsiz. Ocak 2025’te Suudi Arabistan’ın yaklaşık 100 KAAN savaş uçağıyla ilgilendiği haberi yayıldı. Erdoğan 5 Şubat 2025’te KAAN için Suudi tarafından olumlu geri bildirim aldıklarını ve ortak yatırım ihtimalinin bulunduğunu söyledi. Buna karşılık TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu aynı dönemde programa henüz resmî bir yabancı katılımın olmadığını açıkladı. Yani 100 uçak rakamı doğrulanmış bir sipariş değil, aktarılan bir niyet.
KAAN’ın mevcut durumu için KAAN programının aşamaları yazısına bakılabilir. Körfez’in alım kararlarında Washington’ın tutumu da belirleyici; konuya Suudi F-35 onayının Türkiye’nin durdurulmuş uçak dosyasına etkisi yazımızda ele alındı.
Breaking Defense’in Şubat 2025 tarihli haberinde bir TUSAŞ yöneticisi KAAN programına Körfez’den ilgi geldiğini söylemişti. Bu ilgi, uçağın ortak proje olarak büyütülebileceği anlamına geliyor; ancak gerçek bir ortaklık için finansman, teknoloji paylaşımı ve ihracat izinleri gibi üç büyük başlığın netleşmesi gerekiyor. Motor tedariki gibi üçüncü ülke bileşenlerinin de ihracat takvimini etkileyebileceği unutulmamalı.
Körfez Sermayesi Türk Firmalarına Nasıl Dahil Oluyor?
Kamuya açık örneklerin çoğu hisse devri değil; ortak şirket, ortak üretim ve yerel iş payı biçiminde. BMC’deki Katar payı bu çerçevenin istisnası sayılabilir. Genel tablo, Körfez’in Türk sanayiine sermaye getirmesinden çok, Türk teknolojisini kendi sahasına çekmesi yönünde.
Bu çerçeve, Ankara’nın ihracat stratejisiyle de örtüşüyor. İhracatın ülke dağılımını Türkiye’nin silah sattığı ülkeler yazımızda inceledik. Ortak üretim modeli, ihracatı tek seferlik satıştan kalıcı sanayi ilişkisine çevirdiği için ağırlığı rakamların gösterdiğinden fazla olabilir. Benzer bir tablo Afrika’da firmaların farklı yollarla ilerlemesi biçiminde görülüyor; bunun için Baykar, Dearsan ve MKE’nin Afrika hamlelerine bakılabilir.
Önümüzdeki Dönemde Nelere Bakmak Gerekiyor?
Üç somut gösterge var. Birincisi, Suudi AKINCI üretim hattının planlanan takvime uyup uymadığı. İkincisi, ASELSAN ve ROKETSAN’ın NCMS ile yerelleştirme ortaklıklarının imzalı sözleşmelere dönüşüp dönüşmediği. Bunların izlenmesi, Körfez ilişkisinin söylemden sanayiye geçip geçmediğini göstermek açısından sağlıklı bir ölçüt sunuyor. Üçüncüsü, KAAN gibi büyük platformlarda niyetin resmî ortaklığa evrilip evrilmediği.
Körfez ülkelerinin Türkiye ve Pakistan’la kurduğu daha geniş güvenlik ilişkisi de sanayi başlıklarını etkileyebilir; Mekke savunma ittifakı çerçevesindeki kurumsallaşma da bu siyasi zemini besliyor. Bölgesel güvenlik ortamındaki gerilimler, özellikle insansız hava aracı ve hava savunma talebini canlı tutuyor. Fakat talep artışı otomatik olarak ortak üretime dönüşmüyor; her proje için finansman modeli, fikri mülkiyet ve yerel personel eğitimi ayrı ayrı çözülmek zorunda. Suudi tarafındaki üretim planının 2026 takvimi bu açıdan bir sınav olacak. Sonuçta sipariş sayısından çok, üretim hatlarının hangi ülkede kurulduğu belirleyici olacak.