KAAN Savaş Uçağı Hangi Aşamada ve Envantere Ne Zaman Girecek

KAAN Savaş Uçağı Hangi Aşamada ve Envantere Ne Zaman Girecek

Türk savunma sanayiinin en iddialı projesi olan KAAN savaş uçağı, 21 Şubat 2024’teki ilk uçuşundan bu yana prototip aşamasından seri üretim hazırlığına uzanan yoğun bir takvimin içinde ilerliyor. Milli Muharip Uçak (MMU) adıyla başlayan program, bugün Türk Hava Kuvvetlerinin F-16 filosunu kademeli olarak devralacak beşinci nesil bir platforma dönüşmüş durumda.

Programın geldiği nokta yalnızca bir uçak geliştirme hikayesi değil. Mayıs 2026’da imzalanan ilk seri üretim sözleşmesi, Haziran 2025’te Endonezya ile varılan 48 uçaklık anlaşma ve yerli TF-35000 motoru için açıklanan 2032 hedefi, KAAN’ı aynı anda hem bir tedarik programı hem de bir ihracat projesi haline getirdi.

Bu rehberde programın tarihçesini, test sürecini, motor planını, beşinci nesil özelliklerini ve envanter takvimini tek tek ele alıyoruz.

Program Künyesi

Program adı Milli Muharip Uçak (MMU) KAAN — eski adıyla TF-X
Ana yüklenici Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ)
Rol Beşinci nesil, çift motorlu, çok rollü hava üstünlüğü uçağı
Geliştirme sözleşmesi 5 Ağustos 2016 (SSM/SSB — TUSAŞ)
İlk uçuş 21 Şubat 2024
Mevcut motor 2 × General Electric F110-GE-129
Yerli motor TEI TF-35000 (entegrasyon hedefi 2032 olarak açıklandı)
İlk seri üretim sözleşmesi Mayıs 2026, SAHA EXPO — 20 adet Blok-10
Teslimat hedefi 2028’den 2030 sonuna kadar Türk Hava Kuvvetlerine 20 uçak
İlk ihracat anlaşması Endonezya — 48 uçak (Haziran 2025)

TF-X’ten KAAN’a Uzanan Yol

Programın resmi başlangıcı 15 Aralık 2010’a dayanıyor. Savunma Sanayii İcra Komitesi o tarihte, F-16 filosunun yerini alacak milli bir hava üstünlüğü uçağının tasarlanması ve üretilmesi kararını aldı. İlk yıllarda tek motorlu ve çift motorlu konfigürasyonlar, hatta yabancı bir ortakla ortak geliştirme seçenekleri masadaydı. Kavramsal tasarım çalışmalarıyla geçen bu dönemin ardından asıl dönüşüm 5 Ağustos 2016’da geldi; dönemin Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile TUSAŞ arasında TF-X geliştirme sözleşmesi imzalandı ve çift motorlu, ağır sınıf bir hava üstünlüğü uçağı mimarisinde karar kılındı.

Ocak 2017’de İngiliz BAE Systems programa tasarım desteği veren alt yüklenici olarak dahil oldu. Yaklaşık 100 milyon sterlin değerinde olduğu aktarılan bu anlaşma, Eurofighter Typhoon tecrübesine sahip mühendislik birikimini Ankara’ya taşıdı. TUSAŞ ana yüklenici konumunu korurken, uçağın genel tasarım sorumluluğu da Türk tarafında kaldı.

Temmuz 2019’da Türkiye’nin S-400 tedariki gerekçesiyle F-35 programından çıkarılması, o güne kadar bir modernizasyon alternatifi olarak görülen projeyi Türk Hava Kuvvetleri için stratejik zorunluluğa çevirdi. Takvim hızlandı; ilk prototip 16 Mart 2023’te taksi testlerine başladı ve uçak 1 Mayıs 2023’teki törenle KAAN adını aldı.

İlk Uçuştan Bugüne Test Süreci Nasıl İlerliyor

KAAN, 21 Şubat 2024 sabahı Ankara’daki TUSAŞ tesislerinden ilk uçuşuna kalktı. 13 dakika havada kalan uçak, 8.000 feet irtifaya çıktı ve 230 knot hıza ulaştı. Aslında ilk uçuş için 27 Aralık 2023 hedeflenmişti; hava koşulları ve son doğrulama testleri nedeniyle sortie yaklaşık iki ay ötelendi. İkinci uçuş 6 Mayıs 2024’te gerçekleşti; bu kez uçak 14 dakikalık sortide 10.000 feet irtifayı gördü ve iniş takımlarıyla ilgili ek veriler toplandı.

İlk bakışta yavaş görünen bu tempo, programın bilinçli bir tercihine dayanıyor. P0 bir uçuş test uçağı olmaktan çok tasarımın uçabilirliğini kanıtlayan bir mühendislik doğrulama aracı; zarfın asıl açılması, üretim standardına daha yakın prototiplerle yapılacak. TUSAŞ bu yüzden uçuş sayısını artırmak yerine yer testleri, yapısal doğrulama ve sistem entegrasyonu üzerine yoğunlaşmış durumda.

Halen uçuşları yürüten gövde, TUSAŞ’ın “mühendislik prototipi” olarak tanımladığı P0 uçağı. Şirket yönetiminin açıklamalarına göre asıl yoğun test kampanyasını taşıyacak P1 ve P2 prototiplerinin 2025 sonu itibarıyla devreye alınması, 2026’da ise P4 ve P5’in testlere katılması planlandı. Sektör kaynaklarında, tasarımın, aviyoniklerin ve görev sistemlerinin doğrulanması için en az altı test uçağının üretim hattında olduğu aktarılıyor.

Test altyapısı da uçaklarla birlikte büyüyor. TUSAŞ’ın Kahramankazan’daki kampüsünde KAAN Teknoloji Tesisi’nde devreye alınan yeni dijital yetenekler, uçuş testlerinden gelen verinin işlenmesinden dijital ikiz uygulamalarına kadar geniş bir alanı kapsıyor. Bu yatırımlar, sınırlı sayıda prototiple kısa sürede çok sayıda test noktasını kapatma hedefinin altyapısını oluşturuyor.

KAAN Motoru İçin İki Aşamalı Plan

Motor, programın en çok tartışılan başlığı. Prototipler ve ilk seri üretim uçakları, F-16 Blok 50’lerden tanıdık iki adet General Electric F110-GE-129 turbofanıyla uçuyor. Bu tercih, uçağın geliştirme riskini düşürürken motor tarafında ABD menşeli ihracat lisanslarına bağımlılığı sürdürüyor.

Kalıcı çözüm için TUSAŞ Motor Sanayii (TEI) öncülüğünde TF-35000 turbofanı geliştiriliyor. Adını hedeflenen yaklaşık 35.000 libre itki sınıfından alan motorun ilk testlerinin 2026’da başlaması öngörülüyor. TUSAŞ yönetimi, yerli motorun KAAN’a entegrasyonunun 2032’yi bulacağını doğruladı; bu, ilk üretim bloklarının tamamının F110 ile teslim edileceği anlamına geliyor.

Bu iki aşamalı yapı programa zaman kazandırsa da, seri üretim temposunun F110 teslimatlarına bağlı kalması Ankara’nın yakından yönettiği bir risk başlığı. TEI’nin TF-6000 ve TF-10000 motorlarıyla adım adım büyüttüğü turbofan birikimi, TF-35000 için açıklanan takvimin teknik zeminini oluşturuyor.

KAAN’ı Beşinci Nesil Sınıfına Taşıyan Özellikler Neler

TUSAŞ, KAAN’ı düşük görünürlük, dahili silah yuvaları, yüksek manevra kabiliyeti, gelişmiş durumsal farkındalık ve sensör füzyonu üzerine kurulu beşinci nesil bir platform olarak tanımlıyor. Açıklanan verilere göre uçak 21 metre uzunluğunda ve 14 metre kanat açıklığında; azami hızı Mach 1.8, servis tavanı 55.000 feet, yapısal limitleri ise +9g ile -3,5g aralığında.

MURAD AESA Radarı

Uçağın burnunda Aselsan’ın MURAD ailesinden bir AESA radar görev yapacak; KAAN için MURAD-600A konfigürasyonunun öngörüldüğü aktarılıyor. MMU program yetkilileri, ilk Blok-10 uçaklarının AESA radarla teslim edileceğini ve radarın 100 kilometrenin üzerinde tespit menzili sunacağını açıkladı. Radar ailesinin küçük üyeleri halihazırda ANKA-3 ve Kızılelma gibi platformlarda uçuş testlerinden geçiyor.

Dahili Silah Yuvası ve Görev Sistemleri

Düşük radar izini korumak için tasarlanan dahili silah yuvaları, Gökdoğan ve Bozdoğan hava-hava füzeleri başta olmak üzere yerli mühimmat ailesine göre şekillendiriliyor. Entegre elektronik harp sistemi, kaska monteli görüş sistemi ve yapay zeka destekli aviyonik mimari, pilotun iş yükünü azaltacak unsurlar arasında sayılıyor.

Taşıma kapasitesi konusunda ise resmi bir rakam açıklanmış değil. Çeşitli sektör yayınlarında uçağın 10 ton mertebesinde mühimmat taşıyabileceği aktarılıyor; ancak bu değerin dahili ve harici istasyonların hangi kombinasyonunu kapsadığı netleşmiş değil. Düşük görünürlük gerektiren görevlerde yük tamamen dahili yuvalarda taşınacak, radar izinin öncelik olmadığı senaryolarda kanat altı istasyonlar da devreye girecek.

KAAN’ın ağ merkezli harp konsepti, insanlı-insansız birlikte harekatı da kapsıyor. TUSAŞ ve Baykar cephesinde yürüyen çalışmalar, uçağın Bayraktar Kızılelma muharip insansız uçak sistemi gibi platformlarla aynı görev resminde uçmasını öngörüyor. Bu mimaride KAAN, sadık kanatçı rolündeki insansız sistemlere komuta eden bir hava muharebe merkezi işlevi görecek.

Programda Hangi Şirketler Görev Alıyor

TUSAŞ ana yüklenici olsa da KAAN, Türk savunma sanayiinin neredeyse tamamını kesen bir tedarik ağına yaslanıyor. Aselsan radar, elektronik harp süiti, elektro-optik sistemler ve kokpit aviyonikleri tarafında programın en büyük alt yüklenicisi konumunda. MURAD AESA radarının yanı sıra burun altına yerleştirilecek elektro-optik hedefleme sistemi ve dağıtık açıklık kamera mimarisi üzerine çalışmalar da şirketin açıkladığı iş paketleri arasında.

Motor cephesinde TEI, mevcut F110 üretim ve bakım altyapısını işletirken TF-35000’in geliştirme yükünü taşıyor. Roketsan ve TÜBİTAK SAGE, dahili yuvalara uyumlu mühimmat ailesini hazırlıyor; Gökdoğan ve Bozdoğan hava-hava füzelerinin KAAN konfigürasyonları bu kapsamda ilerliyor. Havelsan ise görev bilgisayarı yazılımları ve pilot eğitim simülatörleriyle programda yer alıyor. Bu dağılım, uçağın yerlilik oranını blok blok yükseltme stratejisinin de temelini oluşturuyor.

Seri Üretim Sözleşmesi Neyi Değiştirdi

Program, Mayıs 2026’da İstanbul’daki SAHA EXPO sırasında kritik eşiği geçti. Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ile TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu’nun imzaladığı sözleşme, Türk Hava Kuvvetlerine 2028’den 2030 sonuna kadar teslim edilecek 20 adet Blok-10 uçağını kapsıyor. Böylece Milli Muharip Uçak KAAN’da tedarik sürecine geçilmesi, programı prototip doğrulama aşamasından resmi alım takvimine bağlamış oldu.

Blok-10 uçakları F110 motorları ve MURAD AESA radarıyla teslim edilecek; sonraki bloklarda görev sistemlerinin kademeli olarak olgunlaştırılması planlanıyor. Bu yaklaşım, F-35 ve Rafale gibi programlarda da görülen “önce uçur, sonra olgunlaştır” mantığının Türk versiyonu. İlk blok uçaklar hava-hava görevlerine odaklanırken, tam beşinci nesil görev sistemleri ve genişletilmiş mühimmat entegrasyonu ilerleyen bloklarda devreye alınacak.

Üretim tarafında TUSAŞ, mevcut hatların yanına yıllık kapasiteyi artıracak yeni üretim alanları için yatırım planlarını açıkladı. Sektör basınına yansıyan değerlendirmelerde, Endonezya teslimatlarıyla Türk Hava Kuvvetleri siparişlerinin çakışacağı 2030’lu yılların başında yıllık üretim temposunun kritik eşik olacağı vurgulanıyor.

Endonezya Siparişi İhracatta Kapıyı Araladı

KAAN’ın ilk ihracat anlaşması beklenenden erken geldi. Haziran 2025’te Cakarta’daki Indo Defence fuarında imzalanan anlaşma, Endonezya’nın 48 adet KAAN tedarikini öngörüyor. Anlaşmada teknoloji transferi ve Endonezya sanayisinin üretime katılımı da yer alıyor; teslimatların 120 aylık bir takvime yayılacağı aktarıldı.

Endonezya’nın tercihinin arka planında iki ülke arasında derinleşen savunma sanayii ilişkisi var. Cakarta daha önce Güney Kore ile KF-21 programına ortak olmuş, ancak ödeme takvimi ve iş payı konularında yaşanan sorunlar ortaklığın kapsamını daraltmıştı. KAAN anlaşmasının teknoloji transferi ve yerel üretim ayağı, tam da bu tecrübenin ışığında şekillendirilen taleplere karşılık geliyor.

Bu imza, henüz kendi hava kuvvetine teslim edilmemiş bir uçak için dikkate değer bir güven oyu niteliğinde. Ankara açısından anlaşmanın önemi yalnızca adetlerde değil; Endonezya gibi kalabalık bir pazarın beşinci nesil ihtiyacını Batılı ve Çinli rakipler yerine Türk platformuyla karşılamayı seçmesi, KAAN’ın Körfez ve Asya-Pasifik’teki diğer adaylıkları için referans oluşturuyor. Suudi Arabistan ve Katar’ın programa ilgisine dair temaslar da çeşitli kanallarda dile getiriliyor, ancak bu görüşmeler şimdilik imzalanmış bir sözleşmeye dönüşmüş değil.

KAAN Ne Zaman Envantere Girecek

Mevcut resmi takvim net bir çerçeve çiziyor. İlk Blok-10 uçaklarının 2028’de Türk Hava Kuvvetlerine teslimine başlanması, 2030 sonuna kadar 20 uçaklık ilk partinin tamamlanması hedefleniyor. Program yönetimi daha önce 2028-2029 aralığını ilk teslimat penceresi olarak telaffuz ediyordu; seri üretim sözleşmesi bu hedefi resmi bir yükümlülüğe çevirdi.

Uçağın F-16 filosunun yerini alması ise 2030’lu yıllara yayılacak kademeli bir süreç. Yerli motorlu KAAN’ların 2032 sonrasında hatta girmesi, filonun ana gövdesinin bu konfigürasyonla şekillenmesi bekleniyor. Takvimin tutması, önümüzdeki iki yılda P1’den P5’e uzanan prototip filosunun test temposuna bağlı.

Envanter hazırlığı yalnızca uçak üretiminden ibaret değil. Hava Kuvvetleri tarafında pilot dönüşüm eğitimi, bakım altyapısı ve üs hazırlıkları da aynı takvime bağlanmış durumda. TUSAŞ’ın jet eğitim uçağı Hürjet’in seri üretime geçmesi bu açıdan programla doğrudan bağlantılı; beşinci nesil bir kokpite geçecek pilotların eğitim hattında Hürjet’e ara basamak rolü biçiliyor.

KAAN, Türkiye’nin hava gücü mimarisinde tek başına da durmuyor. Çelik Kubbe konsepti altında SİPER uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi gibi yer konuşlu unsurlarla, Kızılelma ve ANKA-3 gibi insansız muharip platformlarla bütünleşik çalışacak bir ekosistemin merkezine yerleştiriliyor. 2028’deki ilk teslimatlar, bu mimarinin insanlı ayağının sahaya inişini de başlatmış olacak.

Defense Türkiye Newsroom Tüm Yazılar

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar