İstif Sınıfı Fırkateyn Dört Tersanede Seri Üretim Sınavına Giriyor
Bir savaş gemisi sınıfının gerçek sınavı, ilk geminin denize inmesiyle değil, beşinci ve altıncı geminin aynı takvimde çıkmasıyla başlar. İstif sınıfı fırkateyn programı şu an tam bu eşikte. Ağustos ve Eylül 2026’da iki gemi deniz kabul testlerinde, bir gemi donatım sürecinde, iki gemi ise yeni denize inmiş durumda. Bu yazı sınıfın ne olduğundan çok, üretim hattının nasıl işlediğini ve nerede zorlanabileceğini ele alıyor.
İstif sınıfı fırkateyn hangi gemilerden oluşuyor?
İ (İstif) sınıfı, MİLGEM ailesinin Ada sınıfı korvetlerden sonraki büyük adımı. Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) bünyesinde yürüyen programın tasarımcısı ve ana yüklenicisi STM. Gemiler yaklaşık 113,2 metre boyunda, 14,4 metre genişliğinde ve yaklaşık 3.000 ton deplasmanlı. Ailenin genel çerçevesi için MİLGEM İ sınıfı fırkateyn rehberimize bakabilirsiniz.
Kamuoyuna yansıyan hat şöyle:
| Gemi | Borda no | Durum |
|---|---|---|
| TCG İstanbul | F-515 | 23 Ocak 2021’de denize indi, 19 Ocak 2024’te envantere girdi |
| TCG İzmir | F-516 | 10 Ocak 2025’te denize indi, Ağustos 2026’da deniz kabul testlerine başladı |
| TCG İzmit | F-517 | 11 Ocak 2025’te denize indi, 15 Eylül 2026’da deniz kabul testlerine başladı |
| TCG İçel | F-518 | 1 Eylül 2025’te denize indi |
| TCG Akdeniz | F-519 | Şubat 2026’da denize indi |
| TCG Karadeniz | F-520 | Temmuz 2026’da denize indi |
Kaynaklarda sekiz gemilik bir sınıftan söz ediliyor. SSB Başkanı Haluk Görgün’ün Eylül 2026’daki paylaşımına dayanan haberlerde ise dokuzuncu ile on ikinci gemiler arasında ek hulların inşa edileceği aktarıldı. Bu rakam resmî bir sözleşme metniyle teyit edilmediği için temkinle okunmalı.
İstif sınıfı Ada korvetlerinden nasıl ayrılıyor?
İstif’in tasarımı, Ada sınıfı korvetlerin deneyimine yaslanıyor. Programın ilk aşamasında tasarım çalışmalarının İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nın tasarım ofisinde, Ada sınıfı referans alınarak yürütüldüğü aktarılmıştı. Aradaki fark ölçekte: Ada sınıfı korvetler bu gemilerden daha küçük ve daha hafif; İstif ise boyu 113 metreyi, deplasmanı 3.000 tonu aşan, daha uzun menzilli ve daha çok silah taşıyan bir platform.
Bu fark pratikte üç alanda görünüyor. Birincisi hava savunması: dikey fırlatma hücreleri ve ÇENK-400N gibi büyük arama radarları, gemiyi yalnızca yüzey harbi platformu olmaktan çıkarıp bir bölgesel hava savunma unsuruna yaklaştırıyor. İkincisi, gemisavar kapasite: 16 ATMACA, tek bir geminin caydırıcılık ağırlığını ciddi biçimde artırıyor. Üçüncüsü, dayanıklılık: daha büyük gövde, daha uzun görev süresi ve daha fazla yakıt ve mühimmat demek. Bu yazı yalnızca üretim tarafına odaklanıyor.
Yazılım ve sensörler hangi aşamada belirleyici?
Gövde çelik işçiliğiyle ilerler, ama bir fırkateynin gerçek karmaşıklığı kablolarda ve yazılımdadır. Harp yönetim sistemi, radarlar, silahlar ve haberleşme birimleri tek bir ağ gibi çalışmak zorunda. İstif’te bu entegrasyonun omurgası HAVELSAN’ın ADVENT sistemi; sensör tarafında ise ASELSAN ağırlıkta. HAVELSAN’ın yazılım geçmişi için HAVELSAN’ın simülatörden siber güvenliğe uzanan hikâyesini okuyabilirsiniz.
Seri üretimde bu katmanın önemi şuradan geliyor: gövde dört yerde paralel yapılabilir, ama yazılım ve entegrasyon sürümleri merkezî olarak yönetilir. Her yeni gemi, bir öncekinin test sonuçlarından öğrenmek zorunda. Bir gemide ortaya çıkan yazılım ya da arayüz sorunu, sıradaki gemiyi donatırken zaten çözülmüş olmalı. Sınıfın hızlanıp hızlanmayacağını bu geri besleme döngüsünün sıkılığı belirleyecek.
Üretim neden tek tersanede kalmadı?
İlk gemi İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda yapıldı. Sac kesimi 19 Ocak 2017, gövde inşası 3 Temmuz 2017 tarihli. Denize inmesi dört yıl, envantere girmesi yaklaşık yedi yıl sürdü. Bir öncü gemi için bu süre şaşırtıcı değil; tasarımın, entegrasyonun ve ilk kez yapılan işlerin bedeli bu.
Seri üretim fikri ikinci aşamada devreye girdi. STM, Ocak 2023’te TAIS ile bir anlaşma imzaladı. TAIS, Sedef, Anadolu ve Sefine tersanelerinin kurduğu ortak yapı. Haberlerde TCG İzmit’in Sedef’te yapıldığı, TCG İzmir ve TCG Akdeniz’in Anadolu Tersanesi’nde, TCG İçel’in ise Sefine’de inşa edildiği belirtiliyor. Başka bir deyişle sınıf, aynı tasarımın üç özel tersane ile bir askerî tersane arasında paylaşıldığı bir üretim düzenine geçti.
Mantığı basit. Tek bir hat, tek tersanenin kızak ve donatım kapasitesine bağlı kalır. Paralel hatlar teslim takvimini kısaltır, ama bir bedeli var: aynı geminin dört farklı yerde aynı kalitede çıkması gerekiyor. Blok imalatı, kablolama, sistem entegrasyonu ve test prosedürleri ortak bir referansa oturmazsa gemiler birbirinden ayrışmaya başlar.
MİLGEM’in tersane sistemine ne kattığı konusunda MİLGEM projesinin tersane tarafını anlatan yazımız daha geniş bir bağlam sunuyor.
Gemiler ne taşıyor ve ne kadarı yerli?
Tahrik tarafında CODAG düzeni var. Bir General Electric LM2500 gaz türbini ile iki MTU dizel motor, iki ayarlanabilir hatveli pervaneyi çeviriyor. Azami sürat 29 knotun üzerinde veriliyor. Mürettebat, kaynağa göre 123 ile 125 kişi arasında değişiyor.
Silah ve sensör paketinin büyük kısmı yerli:
- 16 hücreli dikey fırlatma sistemi
- Roketsan’ın 16 adet ATMACA gemisavar füzesi
- 76 mm ana top
- ASELSAN GÖKDENİZ yakın savunma silahı ve SMASH uzaktan kumandalı silah istasyonları
- ASELSAN ÇENK-400N aktif elektronik taramalı radar, ALPER-200N yüzey radarı, AKREP-300N atış kontrol radarı
- HAVELSAN ADVENT harp yönetim sistemi
- 324 mm torpido kovanları
Programı yürütenler yerlilik oranının yüzde 80 civarında olduğunu söylüyor. Bu rakam gemiden gemiye değişebilen bir ortalama olarak okunmalı. Füze tarafı için ATMACA füzesinin menzili ve platformları yazımıza, ASELSAN’ın radar ve elektronik harp geçmişi için şirket tarihi yazımıza göz atabilirsiniz.
Eylül 2026’da tersanelerde ne oluyor?
Denizcilik haber kaynaklarına göre TCG İzmit’in deniz kabul testleri 15 Eylül 2026’da başladı. Geminin Sedef’te Ocak 2023 tarihli STM-TAIS anlaşması kapsamında yapıldığı, 11 Ocak 2025’te denize indiği ve yaklaşık yirmi aylık bir donatım sürecinden geçtiği aktarıldı. TCG İzmir ise Ağustos ayında aynı aşamaya geçmişti.
28 Eylül 2026’da Görgün, Preveze Deniz Zaferi’nin yıl dönümü vesilesiyle İzmir, İzmit ve İçel’in Mavi Vatan’da birlikte seyir yaptığını paylaştı. Üç geminin aynı anda denizde olması, hattın artık tek tek gemi değil bir grup gemi yönettiğini gösteriyor.
Deniz kabul testleri, geminin sistemlerinin gerçek koşulda çalışıp çalışmadığının sorulduğu aşama. Radar, silah, harp yönetim ve tahrik sistemleri sırayla denenir; sorun çıkarsa teslim kayar. Bu yüzden önümüzdeki aylar, ilk gemiden sonraki en önemli ölçüm. Yıl sonuna kadar üç geminin envantere alınması hedefleniyor; bu, hedef olarak aktarılan bir takvim, kesinleşmiş bir teslim tarihi değil.
Bu gemiler Mavi Vatan görevinde ne işe yarayacak?
Haberlerde İstif sınıfı sıklıkla Mavi Vatan kavramıyla birlikte anılıyor. Sebep açık: Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz’de aynı anda varlık göstermek, çok sayıda orta büyüklükte ve aynı konfigürasyonda gemiyi gerektirir. Aynı sınıftan çok sayıda geminin olması bakım, yedek parça ve mürettebat eğitimi için de avantaj sağlar. Bir mürettebat bir gemiden diğerine geçtiğinde yeniden eğitime ihtiyaç duymaz; limanlardaki bakım altyapısı da tek bir sınıfa göre planlanabilir.
Ancak bu avantaj yalnızca sınıf gerçekten homojen kalırsa işler. Bu yüzden yukarıda anlatılan dört tersane düzeninin kalite denetimi, programın görünmeyen ama belirleyici kısmı. TCG İstanbul’un 2024’te envantere girmesinin ardından donanmanın bu gemiden edindiği işletme deneyimi, sonraki gemilerin teslim sürecine geri besleme olarak akıyor olmalı; bunun ayrıntıları kamuya açık değil.
Endonezya siparişi seriyi nasıl etkiliyor?
Sınıf, ihracat gündemini de beraberinde taşıyor. Aktarılanlara göre Ocak 2026’da Doha’daki DIMDEX fuarında TAIS ile Barzan Holding arasında iki İstif sınıfı fırkateyn için yaklaşık 1 milyar dolar toplam bedelli bir mutabakat zaptı imzalandı; finansmanda Katar’ın devrede olduğu bildirildi. Endonezya’ya yönelik sipariş için hangi hulların ayrılacağı kaynaklarda tutarlı değil. Bir kaynak İzmir ve İçel’den söz ederken, bir diğeri F-519 ve F-521 numaralı gemileri anıyor. Teslimin 2027-2028 aralığında olacağı da aktarıldı, ancak bu bilgi resmî bir açıklamayla doğrulanmadı.
Belirsizlik şu soruyu doğuruyor: ihracat için ayrılan gemi Türk Deniz Kuvvetleri’nin kendi hat planından mı çıkacak, yoksa ek kapasiteyle mi karşılanacak? Dört tersaneli düzenin asıl avantajı burada ortaya çıkabilir, ama bugün bu yalnızca bir olasılık. Hangi geminin hangi sınıfa sayıldığı konusundaki karışıklığı anlamak için fırkateyn sayısını anlatan yazımıza bakılabilir.
Seri üretimde asıl risk nerede?
Üç şey öne çıkıyor.
Birincisi, tedarik zinciri. Dört hat aynı anda aynı alt sistemleri bekliyor: radarlar, harp yönetim yazılımı, motorlar, silah istasyonları. Bir alt yüklenicideki gecikme, birden fazla gemiyi yavaşlatabilir. Gaz türbini ve dizel motor gibi ithal kalemlerde dış kaynaklı bir teslimat sıkışıklığı aynı etkiyi yaratır. Böyle bir aksamaya dair kamuya açık bir teyit bulamadım; risk şimdilik teorik.
İkincisi, entegrasyon yükü. Test ekipleri sınırlı sayıda. İki geminin aynı anda deniz kabul testinde olması, bu ekiplerin ve sistem üreticilerinin mühendislerinin aynı anda birden fazla yerde çalışması anlamına geliyor.
Üçüncüsü, tasarım sabitliği. İlk gemiden bu yana yapılan değişikliklerin sonraki gemilere ne ölçüde yansıdığı kamuya açık biçimde ayrıntılı anlatılmıyor. Yerli sistemlerin sürüm yükseltmeleri, gemiler arasında konfigürasyon farkı yaratabilir. Bunu izlemenin yolu, tamamlanan gemilerin envantere giriş sırasını ve süresini takip etmek.
Programın seri üretim iddiası neyle ölçülecek?
Basit bir ölçüt var: ilk gemi gövde inşasından envantere girişe yaklaşık yedi yıl aldı. Denize iniş ile deniz kabul testi arasındaki süre ise İzmit için yaklaşık yirmi ay. Bu süre sonraki gemilerde, yani İçel, Akdeniz ve Karadeniz’de kısalıyor mu, sorunun cevabı programın seri üretim iddiasını belirleyecek. Cevap, STM ve SSB’nin önümüzdeki aylarda açıklayacağı teslim tarihlerinde görünür olacak.
İkinci ölçüt, aynı anda envantere girebilen gemi sayısı. Yıl sonu hedefi gerçekleşirse, Türk Deniz Kuvvetleri tek bir yılda sınıfın birden fazla gemisini teslim almış olacak. Bu, programın ilk gemideki gibi tek tek ilerleyen bir proje olmaktan çıkıp gerçek bir üretim hattına dönüştüğünün en açık işareti sayılır. Gerçekleşmezse de nedeni, hangi aşamada ve hangi tersanede yaşandığı, sonraki gemilerin takvimini okumak için en değerli veri olacak.